Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar

Cinsel sağlığımıza dair bilgilerinizin ne düzeyde bulunduğunu hiç düşündünüz mü? Sağlıklı cinsel yaşam deyince düzenli jinekolojik muayene ve korunarak sevişmeyi aklımıza getiriyoruz maksimum. Doğru da. Ancak bu önlemleri hangi hastalıklara karşı aldığımızı, bizi bekleyen ve bertaraf etmek istediğimiz hastalıkları biliyor muyuz? Maalesef pek değil. Üzülmeyin, şimdi size en önemli cinsel yolla bulaşan hastalıklardan söz edeceğim.

Kulaklarımıza küpe olsun, doğru biçimde öğrendiğimiz detayları yakınlarımızla da paylaşalım, olmaz mı?

Kadın ve erkeği birbirine benzeyen hastalıklar bekliyor ama kadınlar olarak hepimiz yine bir parça daha dezavantajlıyız. Çünkü hanım, anne ise çocuğu da bu hastalık riski altındadır. Anne değilse de anne olma ihtimali maalesef azalabilmektedir. İşte bundan dolayı cinselliği yalnız birleşme olarak algılamamak gerekir. Bu noktada hem size bununla beraber partnerinize görev düşüyor.

Paranoyadan kaçınarak ama bedenimizden de haberdar olarak, olası cinsel sıhhat problemlerini vakitlice fark edebilir, tedaviyle onlardan kurtulabilir ve yinelenmemesi için yapmamız gerekenleri öğrenebiliriz.

Gonore (Bel soğukluğu): Erkeklerde sık ve yanmalı idrar yapma ve akıntı; kadınlarda akıntı, adet düzensizliği, sık ve yanmalı idrara çıkma belirtileriyle tanınır.

Gebe kadında, doğum kanalından bebeğe bulaşabilir. Yeni doğan bebekte görme bozuklukları, zatürree gibi hastalıklara yol açar. Hastalık bulaştıktan 2-3 hafta sonra emareler adım atar. Tedavisi rahat bir hastalıktır. Gebelikte de bunun tedavisi aynı şekilde yapılabilir.

Sifiliz (Frengi): Bu hastalık eğer annede varsa bebeğe de geçebilir. Hastalığı meydana getiren mikrop vücuda girdiğinde ağrısız ve şişmiş bir yara ile kendini gösterir. İlerlerse, sinir sistemine zarar vererek göze, kalp kasına ve kulağa yerleşebilir. Vücudun çeşitli yerlerinde tümör oluşumuna ve ölüme neden olabilir.

Klamidya: Kadınlarda sarı köpüklü bir akıntı, erkeklerde yanmalı idrara çıkma ve sarı akıntı ile belli olur. Hatta daha da ilerleyip karın içinde iltihaplanmaya sebep olup geri dönüşü çok zorluk derecesi yüksek sorunlara niçin olabilir. Hamile kadınlarda yüksek ateş, düşük ve ölü doğuma neden olur. Doğum sırasında bebek, annenin doğum kanalından mikrobu alabilir ve akciğerlerinde veya gözlerinde iltihaplar oluşabilir. Saptandığı vakit derhal tedaviye başlanmalıdır.

Herpes (Genital uçuk): Genital bölgede kaşıntılı ve ağrılı, uçuk şeklinde sivilceler görülür ve bunlar çok ağrılı yaralara dönüşür. Kendiliğinden iyileşebilir ama özelliği tekrarlayabilmesidir. Tedavisi zor olsa gerek. İdrar yollarında hastalıklara, menenjite, hanımlarda rahim ağzı kanseri ve düşüklere neden olur.

Bebek doğarken, doğum kanalından hastalığı alabilir. Gözleri, deriyi ve sinir sistemini etkisinde bırakır, bebek ölümüne yol açabilir. Bu durumda kesinlikle hekimin dikkatli davranması bu konuyu aileye ayrıntılı bir halde anlatması hatta bir yol haritası çizmesi gerekmektedir.

Genital siğiller(HPV): Dış üreme organlarında, vajinada, makatta görülen, ağrı yapmayan, büyüdüğünde karnıbahar görünümünde olabilen ufak et parçalarıdır. Tedavisi mümkün, sadece zor olsa gerek. Tedavisi edilmezse kümeler büyüyerek çevre organlara zarar verir ve bulaştırıcılığı artar. Gebelikte olması bizim için önem arz eder.

Doğum yolunu, idrar kanalını, makatı tıkayabilir. Hatta doğum sırasında anneden bebeğe bulaşabilir ve bebeğin solunum yolunda siğiller oluşarak solunum sıkıntısına yol açabilir. Gebelikte o bölgeye has tedavi uygulanabilir fakat sistemik bir tedavi uygulanamaz. Bunun mutlaka bir tabip tarafınca değerlendirilmesi ve tedavi protokolünün oluşturulması uygundur.

Hepatit – B: Yiyeceklerle bulaşan sarılık tipleri olduğu gibi hepatit A gibi, kan ve kan ürünleriyle ve cinsel temasla geçen sarılık türleri de vardır, Hepatit B bunlardan biridir. Karaciğerde gelişme ve hassaslık, idrar renginde koyulaşma ve sarılık, ateş, kusma şeklinde belirtileri vardır. Hastalığın salgın olduğu yerlerde aşı yapılabilir. Karaciğer iltihabı, siroz, karaciğerde kanser ve ölüme neden olabilir. Kesin tedavisi yoktur. Vücudu güçlendirici tedavi, hastalığın zararını azaltır.

Gebelikte ferdin Hepatit B geçirmesi veya daha önceden Hepatit B geçirmiş bir taşıyıcının gebe kalması gebelik esnasında düşük, ölü doğum ve bebekte sakatlık oluşturmaz. Fakat doğum esnasında bebeğe geçme ihtimali olduğu benzer biçimde bebekte doğumdan sonrasında hastalık oluşturma ihtimali de vardır. Bu mikrop anne sütüne ve oradan da bebeğe emzirme ile geçebileceği için annelerin emzirmemeleri önerilir.

Gebelikte meydana getirilen Hepatit B testlerinde HBsAg(+) ve AntiHBs (-) ise bu anne talibinın taşıyıcı bulunduğunu gösterir. HBeAg ise doğum esnasında bebeğe geçiş riskini gösterir.

Taşıyıcı annelerden doğmuş bebeklere doğumdan sonrasında ilk 12 saat içinde 0.5 ml Hepatit B immunglobulin ile beraber ilk doz Hepatit B aşısı yapılır. Aşının ikinci dozu bebek 1 aylıkken yapılmalı ve bebek 6 aylıkken son doz aşı yapılmalıdır. Ancak unutulmamalıdır ki bu tedavi bebekleri %90-95 oranında korur. Bundan dolayı tedaviye karşın bebeğe geçişi açısından takip gerekir. Hepatit B aşısı ölü bir aşıdır. Gebelik esnasında anneye uygulanmasında sakınca yoktur.

HIV-AIDS: Adını en çok duyduğumuz cinsel yolla bulaşan hastalıktır. HIV taşıyan kan ve kan ürünleriyle veya kana temas etmiş araçlar yoluyla da bir insandan diğerine geçebilir. Anneden bebeğe, hamilelik döneminde, doğum sırasında yahut sütle bulaşabilir. HIV vücuda girdikten 3 ay sonra saptanabilir, bazen hiç hastalık yapmazken başkalarına bulaştırılabilir.

HIV’in neden olduğu hastalığa AIDS denmektedir. En sık görülen bulaşma yolu, korunmasız cinsel ilişkidir. AIDS in maalesef tedavisi yoktur. Vücudun mikroplara karşı korunma sistemini yani bağışıklık sistemini çökerterek bütün etki eder ve başka hastalıkların oluşmasına neden olur. HIV vücuda girdikten 5-10 yıl sonrasında ortaya çıkabilir. Hastalığın çıkma emareleri içinde sürekli halsizlik, kilo kaybı, ateş, gece terlemesi, cinsel organlarda uzun süreli yaralar ve tedavi ile geçmeyen mantarlar, zatürre sayılabilir. Vücudu güçlendiren tedavilerle hastanın yaşamı uzatılır.

HIV, virüsü taşıyan bireyin kullandığı klozet, bardak ya da çatıl, kaşık ile bulaşmaz. Virüs, tokalaşma, kucaklaşma, öpme ile bulaşmazken ağzı ağıza öpüşmede kanamaya yol açacak sert öpüşmeler, ağızdaki yaralar, diş fırçalanması sırasında diş etlerinin kanamış olması bulaşmaya niçin olabilir.

Ayrıca tükürük, gözyaşı, ter, öksürük, idrar ve dışkıyla bulaşmaz. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda bilinçlenmek elbette çok önemli. Sadece yalnızca okunan ve hatırlanan bilgiler, etkin halde işe yaramaz. Şüphe yaratan herhangi bir durumda hemen doktora başvurmadıktan, lüzumlu test ve tetkikleri yaptırmadıktan, teşhis edilmesi durumunda doktorun direktiflerine uymadıktan sonrasında, salt bilgiyle hastalıklarla baş etmek mümkün olmayacaktır.